Tarih, kültür ve sanat şehri İzmir'deyiz
Tarih, kültür ve sanat şehri İzmir'deyiz
Araştırma odaklıyız
Araştırma odaklıyız
Çağdaş, yenilikçi ve gerçekçi programlar hazırladık
Çağdaş, yenilikçi ve gerçekçi programlar hazırladık
Evrensel standartları gözetiyor, uluslararasılaşmayı önemsiyoruz
Evrensel standartları gözetiyor, uluslararasılaşmayı önemsiyoruz
Öğrenci odaklıyız
Öğrenci odaklıyız
Öğrencilerinin ilgi alanlarına göre çok sayıda öğrenci topluluğuna sahibiz
Öğrencilerinin ilgi alanlarına göre çok sayıda öğrenci topluluğuna sahibiz
Yan Dal ve Çift Anadal imkanı veriyoruz
Yan Dal ve Çift Anadal imkanı veriyoruz

HABERLER
daha fazlası >
  • DEVAMINI OKUYUN
    32 Gün Önce
    GENÇ İLETİŞİMCİLER ANKARA'DA

    GENÇ İLETİŞİMCİLER ANKARA'DA

     

    Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü'nün (BYEGM) organizatörlüğünde 16 – 18 Mayıs 2016 tarihlerinde gerçekleşen Genç iletişimciler Buluşması'na İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Medya ve İletişim Bölümü öğrencileri ile Ege Üniversitesi Gazetecilik Bölümü öğrencileri ve akademisyenleri konuk oldu.

    Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü ziyaretiyle başlayan program, iletişim sektöründe hizmet veren kamu kuruluşlarından Anadolu Ajansı (AA), Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) ve Türkiye Radyo ve Televizyon (TRT) tanıtımı ile devam etti. TRT Basın Yayın Müzesi'ni de ziyaret eden genç iletişimciler, müze gezintisi sırasında meslekle ilgili gözlem yapma fırsatı buldu. Programın son gününde İzmir Katip Çelebi Üniversitesi ile Ege Üniversitesi öğrencileri mesleki tecrübelerini arttırmak amacıyla gazete çıkardı ve reklam kampanyası hazırladı.

  • DEVAMINI OKUYUN
    51 Gün Önce
    Prof. Dr. Turan GÖKÇE Hocamız Yeniden Dekanımız Olarak Atanmıştır.

     

    Fakültemiz Tarih Bölümü öğretim üyesi Prof.Dr. Turan Gökçe hocamız yeniden Fakültemiz dekanlığına atanmıştır. Kendisini tebrik eder, başarılarının devamını dileriz.

  • DEVAMINI OKUYUN
    54 Gün Önce
    MODERN BİLİM VE FELSEFE…

    MODERN BİLİM VE FELSEFE…

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi, Akademik Düşünce Konferanslarının 5. Serisinde,  Yıldız Teknik Üniversitesi Felsefe Bölümünden Prof. Dr. Caner Taslaman’ı ağırladı.

    “Modern Bilim ve Felsefe” başlıklı konferansı, Rektör Prof. Dr. Galip Akhan, Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Turan Gökçe, akademisyenler ve öğrenciler izledi.  

    Bilim, din ve felsefe arasındaki ilişkiyi anlatan Taslaman, çeşitli görüşleri ele aldı. Din ve bilim arasında hiçbir ilişki olmadığını savunanların yanı sıra, çelişkili olduklarını düşünenlerin de olduğunu söyleyen Taslaman; “Bilim-din ilişkisi olumlu bir şekilde kurulmalı” dedi. Bilimle uğraşanların yasaları kullandığını ifade eden Taslaman; “Neden yasalar var?” sorusunun da yanıtını aradı. Taslaman görüşlerini “Tanrı inancının materyalizmden daha iyi bir alternatif sunduğunu düşünüyorum” cümlesi etrafında şekillendirdi.

     

     

     

  • DEVAMINI OKUYUN
    54 Gün Önce
    100. Yılında Kutü’l-Amâre Ruhu

    100. Yılında Kutü’l-Amâre Ruhu

    29 Nisan 1916 tarihinde Osmanlı Ordusunun Irak'ın Kut bölgesinde İngilizlere karşı kazandığı büyük zaferin yıl dönümü olan Kut'ül Amare Zaferi, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi ev sahipliğinde yapılan panelle hafızalarda yeniden canlandırıldı.

    Moderatörlüğünü Rektör Yardımcısı, Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr.Turan Gökçe’nin üstlendiği panelde, GaziosmanpaşaÜniversitesinden Prof. Dr. Mustafa Çolak, Celal Bayar Üniversitesinden Prof. Dr. Sinan Marufoğlu, İstanbul Üniversitesinden Doç. Dr. Gültekin Yıldız ve İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesinden Yrd. Doç. Dr. İrfan Kokdaş konuşmacı olarak katıldı. Paneli çok sayıdaakademik ve idari personel ile öğrenci takip  etti.

    “100 yıl önce bugün: 29 Nisan 1916”

    Moderatör Prof. Dr. Turan Gökçe, panelin açılışında 100 yıl önce 5’i General, 481’i subay olmak üzere 13.300 kişiden oluşan İngiliz ordusunun esir alındığı Kutü’l-Amâre Zaferi’nin yaşandığı 29 Nisan 2016 tarihinin önemine işaret etti;

     “Basra, Bağdat, Musul hattında hâkimiyet mücadelesi veren İngilizlerin, Selman-ı Pak’da geri püskürtüldükten sonra çekildikleri Kut’da yaklaşık 4,5 aylık kuşatmadan sonra topluca esir alındıkları gün. Halil Paşa’nın ifadesiyle, ‘Türk sebatının İngiliz inadını kırdığı’, mağrur İngiliz kibrinin yerle bir edildiği gün. İngilizlerin ve diğer İtilaf devletlerinin savaş stratejisini alt üst eden Çanakkale’den sonra kazanılmış olan ikinci büyük zaferin elde edildiği gün. Hasta Adam olarak görülen ve Cihan Harbinde dört bir yandan indirilecek darbelerle ölümü beklenen Osmanlı’nın Dünya basınında “Arslan Terbiyecisi” olarak resmedildiği gün.

    Halil Paşa’nın bayram ilan etmiş ve her yıl dönümünde kutlanmasını istemiş olmasına rağmen, Osmanlıdan Cumhuriyete geçiş sürecinde ve erken Cumhuriyet döneminde yaşanan kopmalar ve sonrasında devam eden ideolojik yaklaşımlar ve ihmallerle unutulmaya yüz tutan, ancak 100 yıl sonra hatırlanan gün.”

    Prof. Dr. Turan Gökçe, Kutü’l-Amare’nin bunca önemine rağmen milli hafızada 100 yıldır hak ettiği değeri bulamamasının sebepleri arasında tarihe bakış açımızla ilgili kronik sorunların önemli rolü olduğunun altını çizdi; “İtiraf etmek gerekir ki tarihe bakarken,  bugünde yaşadığımızın farkına vararak objektif bir yaklaşımla anlamaya çalışmak yerine, tarihte taraf olmak gibi anlamsız çelişkiler yaşadık. Kutü’l-Amare ve diğer zaferleri kazandıran kumandanları, akrabalık ilişkileri ve sonradan sergiledikleri siyasi tavır ve davranışlarına göre kategorize ederek damgalamaktan ve tarihi rollerini mümkün mertebe perdelemekten kendimizi alamadık.”

    Gökçe ayrıca Çanakkale’den hemen sonra kazanılan Kut Zaferi’nin Balkan savaşlarında ağır yenilgiye uğrayarak kendine olan güvenini yitiren Osmanlı ordusuna büyük bir moral ve motivasyon kaynağı olduğunu ifade ederek, bunların belki Dünya Savaşının kaderini değiştirmeye yetmediğini fakat harpten hemen sonra, yeni bir dinamizm ile ortaya konulan Milli Mücadele ruhuna kaynaklık ettiğini belirtti. Yeterli tarihi bilgi ve bilinçten yoksun bazı kesimlerce 100. Yıl kutlamalarının 23 Nisan’a alternatif gibi algılayarak problem çıkarmaya kalkışmalarını da Türkiye’de zaman zaman karşılaşılan cinnet hallerinden biri olduğunu ifade etti.

     “Tarihi coğrafya ile irtibat kurmak ve milli birliğe katkıda bulunmak için önemli bir fırsat

    İstanbul Üniversitesi  Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç.Dr.Gültekin Yıldız ise bu tip zaferlerin belirli bir tarihi coğrafyayla irtibatı tekrar kurmak için, milli birliğimizi sağlamak için bir vesile olduğunu kaydetti. Askeri tarihimizin sadece Anadolu’dan ibaret olmadığını vurgulayan Doç.Dr.Gültekin Yıldız, “ Bundan bir sene önce İzmir’de yeni açılan bir üniversitede bu zaferle ilgili panel düzenleneceğini ya da Mardin Artuklu Üniversitesinde bir toplantı yapılacağını veya iki üç ay önce Harp Akademileri Komutanlığında ‘Unutulan Zafer’ üst başlığı ile benim de içinde bulunduğum bir sempozyum yapılacağını, bu zafere bu derece sahip çıkılacağını hayal etmiyordum. Bir yandan da birilerinin çıkıp bu zaferin 23 Nisan’a bir alternatif sayılıp; birileri bu zaferi kutluyor ama aklında başka bildikleri var düşüncesiyle esas kutlamamız gereken buyken; 29 Nisan da nerden çıktı diyebileceğini de hayal edemiyordum. Dünyada mağlubiyetler de galibiyetler de milletin ortak hafızasının parçası olarak anılır veya kutlanır. Bunun sağcısı solcusu olmaz. Osmanlı Ordusunda Türk, Kürt Alevi, Müslüman Gayri Müslim ayrımı yoktu. Hep birlikte savaşıyorduk. Bu milletin ortak geçmişi ve hafızası olarak bu zaferleri hatırlamaya devam edeceğiz.” diye konuştu.

    “Osmanlı Sancağı altında zafere uzanan yol”

    Panelistlerden Celal Bayar Üniversitesi Tarih Bölümünden Prof. Dr. Sinan Marufoğlu, Osmanlı Ordusunun son zaferi olan Kut'ül Amare’yi;  Irak Coğrafyasını göz önüne alarak siyasi atmosferi mercek altına aldı. Bir bölgenin tarihini bilmek için oranın coğrafyasını, sosyal ve kültürel yapısını da bilmenin gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Marufoğlu, Osmanlıların 16. yüzyılın ilk yarısından itibaren o coğrafyaya hâkim olmaya başladığını kaydetti.  Prof. Dr. Sinan Marufoğlu “Osmanlılar, bu coğrafyanın kendine has sosyal yapısını, dini yapısını ve tüm kesimleri hoşgörülü bir politika ile kucaklamışlardır. Kut'ül Amare’de birleşen farklı unsurlar Osmanlı Sancağı altında bir arada yer alarak zafere ulaşılmıştır.” dedi.

     

     “Birinci Dünya Savaşı İslâm Dünyasında etkileri bugün dahi görülen nifak tohumları saçtı ” 

    Batı için 1.Dünya Savaşının Batı Cephesinden ibaret olduğunu, bu savaşa Alman-İngiliz Savaşları gözüyle baktıklarını belirten Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi  Prof. Dr. Mustafa Çolak ise bunun batı için böyle diye bizim için de böyle olmaması gereğini vurguladı.

    Birinci Dünya Savaşının İslam Dünyasında yaşanan pek çok kıvılcımı ateşlediğine dikkat çeken Prof. Dr. Mustafa Çolak, “Bir taraftan İngilizler bir taraftan Almanlar Müslüman toplumları öyle bir hale getirdiler ki; yaşamak ve yaşatmak yerine ölmek ve öldürmek üzerine kurgulu bir din algısı oluşturdular. O açıdan bakıldığında Kut'ül Amare unutturulmak istendi, Çanakkale unutturulmak istendi, Osmanlı Devletinin de bu savaşın bir parçası olduğu unutturulmak istendi, unutmamak gerekir” diye konuştu.

    “Mezopotamya Cephesi unutturuldu”

    İKÇÜ Tarih Bölümü Öğretim Üyesi  Yrd. Doç. Dr. İrfan Kokdaş da Kut'ül Amare’nin İngiliz basınına ve tarih yazımına yansıması ile ilgili tarihi süreçlere açıklık getirdi. İngilizlerin aldığı ağır darbeyi Tahkikat Komisyonu kurarak uzun yıllar tartıştıklarını tarihi döngü içindeki literatür bilgileriyle aktaran Yrd. Doç. Dr. Kokdaş, Hindistan’ın bu süreçteki rolünü de özetledi.  Yrd. Doç. Dr. Kokdaş, “100, yılında 1. Dünya Savaşının hatırlanma şekli diye British Council önemli bir rapor hazırlamışlar. Burada savaşa katılan milletlere hangi cepheleri hatırlıyorsunuz diye sormuşlar; yüzde 80 oranda Batı Cephesi hatırlanmış.  Mezopotamya Cephesinin hatırlanma oranı Türklerde yüzde 47, İngilizlerde yüzde 50, Hintlilerde yüzde 11…Hintliler bizim böyle bir savaşımız yok diyor.” şeklinde konuştu.

  • DEVAMINI OKUYUN
    199 Gün Önce
    Edebiyattan Sinemaya, Sinemadan Sosyolojiye Türkiye'de Sosyal Bilimler

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi, Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi, Akademik Düşünce Konferansları kapsamında, “Türkiye’de Sosyal Bilimlerin Serüveni” konferansında Prof. Dr. Kurtuluş Kayalı’yı İKÇÜ’lülerle buluşturdu.


    Prof. Dr. İlber Ortaylı ile başlayan konferanslar dizisinin dördüncüsü İKÇÜ’lü akademisyen ve öğrencilerden yoğun ilgi gördü. Rektör Yardımcısı ve Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Turan Gökçe’nin ev sahipliğinde gerçekleşen ve Rektör Prof. Dr. Galip Akhan’ın da izlediği konferans, Sosyoloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Osman Konuk’un açış konuşması ile başladı.


    "Özgünlük daima yerli bir perspektifi gerektirir."


    Türkiye’de sosyal bilimlerin gelişimini Batılılaşma serüveni bağlamında ele alan Kayalı, dışarıdan beslenen düşüncelerin yerel, tarihsel ve sosyal gerçekliğin analizinde özgünlük sergileyemediğinin altını çizdi. Bu tespitini öncelikle Mülkiye, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi ve Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültelerini merkeze alan kurumsal analizlerle ve 1960-80 yıllarını kapsayan örneklerle dile getirdi.


    "Sosyal gelişme siyasetle değil sanat, edebiyat ve kültürle gerçekleşir."


    Kayalı’nın dikkat çektiği diğer bir husus, akademi dışı yazar ve düşünürlerin sosyal bilimlerin gelişiminde oynadıkları belirleyici role ilişkindi. Kurtuluş Kayalı, “dışarı”dan gelen bu katkının akademideki ayrışmaları aşan, kuşatan ve hatta dolayıma imkân veren mahiyetini özellikle vurguladı. Bunu Kemal Tahir, İdris Küçükömer, Sezai Karakoç, Sabri Ülgener, Hikmet Kıvılcımlı, Erol Güngör gibi düşünürlerden ve eserlerinden bolca örnek zikrederek izah etti. Ayrıca, toplumsal değişimin siyasetle, siyaseten tavır alışlarla değil, önemli ölçüde kültür aracılığıyla gerçekleştiğini de bu katkılar bağlamında dile getirdi.


    Konferansın sonunda Rektör Prof. Dr. Galip Akhan, Prof Dr. Kurtuluş Kayalı’ya bir teşekkür plaketi takdim etti.



  • DEVAMINI OKUYUN
    272 Gün Önce
    UNESCO Yolunda Birgi'ye Kâtip Çelebi'den Büyük Destek

    UNESCO Yolunda Birgi’ye Kâtip Çelebi’den Büyük Destek


     İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) ve Türk Tarih Kurumu tarafından, Ödemiş Belediyesi ve Kaymakamlığı işbirliği ile düzenlenen “Yörük Obasından Ödemiş Ovası’na Uluslararası Birgi Sempozyumu” ilgiyle takip edildi.


    Ödemiş Belediyesi Kongre Merkezinde yapılan sempozyumda 15 oturum gerçekleşti. Yurt içi ve yurt dışından çok sayıda akademisyen ile uzmanın yer aldığı, 70 farklı bildirinin sunulduğu sempozyumda Aydınoğlu Beyliği’nin başkenti Birgi ve çevresi tarih, kültür, sanat ve mimari zenginliğinden turizm potansiyeline; halk inançlarından siyaset ve ziraata uzanan geniş bir alanda değerlendirildi. Bildirilerde sadece Aydınoğlu Beyliği’nin tarihi değil, Birgi’nin Osmanlı döneminde oynadığı rol ile bölgenin güncel sorunları da tespit edildi ve bu sorunlara çözüm önerileri sunuldu.


    Sempozyumda; İzmir Valisi Mustafa Toprak, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Galip Akhan, Başbakanlık Atatürk Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezi Başkanı Prof. Dr. Turan Karataş, Türk Tarih Kurumu adına Levent Kayapınar, Kaymakam Celil Ateşoğlu, Belediye Başkan Vekili Yasemin Bezmez, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr Turan Gökçe ile çok sayıda akademisyen ve davetliler yer aldı.


    Sempozyumun Birgi oturumuna İzmir Valisi Mustafa Toprak katıldı


    Sempozyumun ilk gününde, Birgiv? Mehmed Efendi üzerine yoğunlaşan ve Birgi’deki Derviş Ağa Medresesi’nde yapılan oturuma İzmir Valisi Mustafa Toprak katıldı. Vali Toprak konuşmasında; “Birgi başta olmak üzere, yörenin tarihini ve kültürel mirasını tanıtmak, korumak ve turizme kazandırmak için yürütülen çalışmaların bölgenin hak ettiği yeri almasına katkı sağlayacağına yürekten inanıyorum. Ülkemizin değerleri hepimizin ortak kazanımlarıdır. Bu değerlerin bilimsel camiaya yansıtılması ve dünya gündemine taşınması son derece önemlidir.” dedi. 


    Konuşmasında dünyada kültürlerin tek tipleştiğine dikkat çeken Rektör Prof. Dr. Galip Akhan, “Kültürel farklılıklarımız zenginliğimizdir. Bunu korumak için tarihimize sahip çıkmak durumundayız. Bizler üniversite yönetimi olarak bu alanda yapılan çalışmaları sonuna kadar destekliyoruz.“ diye konuştu.


    “Menderes Havzasının Parlayan Yıldızı Birgi”


    Yaptığı konuşmada Birgi’nin tarihine ilişkin bilgi veren İKÇÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Turan Gökçe “Bozdağların güney eteklerinde kurulmuş olan Birgi, tarihi dokusunu önemli ölçüde muhafaza ederek günümüze ulaşabilmiş kadim bir şehirdir. Tarihi geçmişi kadim kavramının ifade ettiği kadar derinlere uzanan şehir ve çevresi bin yıllık Türk yerleşim bölgesidir. Sempozyumun başlığında da ifade edilmiş olduğu üzere, önce Yörük obalarında yerleşilmiş, sonra Birgi ile Bozdağ eteklerinde özgün bir şehir medeniyeti inşa edilmiştir.” dedi. Sempozyumun bölgenin gelişim sürecini ortaya koyduğunu ifade eden Prof. Dr. Gökçe “İlk bakışta tarihi dokusu ve geleneksel mimarisi ile dikkati çeken Birgi, zengin kültür varlıkları ile değerini hiçbir zaman yitirmedi. Sadece kadim bir şehir olarak merkezi değil, ikliminde teşekkül etmiş olan Beydağ, Adagüme, Lübbey ve Dadbey gibi tarihi yerleşmelerin yer aldığı hinterlandıyla da Küçük Menderes havzasının her zaman parlayan yıldızı oldu.” diye konuştu   


    Sempozyumda açılış bildirisini sunan Prof. Dr. Feridun Emecen, Birgi ve çevresinin tarihinin sadece Beylikler dönemiyle sınırlandırılmaması gerektiğini ifade ederek bölgenin bünyesinde barındırdığı şehzade sarayı sayesinde Osmanlı merkeziyle nasıl eklemlendiğini ortaya koydu. Birgi Derviş Ağa Medresesi’nde gerçekleştirilen oturumda, Birgiv? Mehmed Efendi’nin Birgi’de geçirdiği dönem boyunca geliştirdiği fikirler ve bu fikirlerin Osmanlı Birgisi’nin şekillenmesine olan katkıları analiz edildi. Ödemiş ve Birgi’de hayata geçirilen restitüsyon ve restorasyon projeleri hakkında sunulan bildiriler, Ödemiş ve Birgi’nin sivil mimarisinin korunması ve bu mimarinin aynı zamanda turizm amaçlı kullanılması hususlarında gelecek yıllarda gerçekleşecek olan projelere bir yol haritası sundu. Lübbey, Bademli ve Gölcük bölgelerinin tarihi, mimari, sosyal ve ekonomik dinamikleri hakkında sunulan bildirilerde ise Ödemiş ve Birgi merkezleriyle birlikte çevredeki köylerin de hem turizm hem de mimari yenileme projeleri için yeni ufuklar açabileceği gösterildi.


    Bedia Akartürk’ten canlı tarih


    Sempozyum kapsamında ilçeye gelen akademisyenlerin eşleri, Cumartesi günü Ödemiş Pazarı, Kadın El Sanatları Pazarı ve Yıldız Kent Müzesi ile İbrahim Hakkı Ayvaz Kent Müzesi ve bünyesindeki Türk Halk Müziği sanatçısı Bedia Akartürk Müzesi’ni gezdi. Bedia Akartürk, müzede kendisi anlatım yaptı. Şehir dışından gelen konuklar, Bedia Akartürk’ten canlı tarih dinlemekten mutluluk duyduklarını ifade etti. Sempozyumda ayrıca ünlü hekim Hacı Paşa ve Birgiv? Mehmed Efendi gibi şahsiyetler üzerine düzenlenen müstakil oturumlar da ilgiyle takip edildi.


    Birgi Evleri Resim Sergisi


    Sempozyum kapsamında, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümü Başkanı Doç. Dr. Fikri Salman tarafından açılan “Birgi Evleri” konulu resim sergisinde, 18 resim davetlilerin beğenisine sunuldu. Eserlerin çoğunluğu suluboya tekniğinde çalışılmış olup, ebru zemin üzerine yapılan karışık teknik çalışmalar ve yağlı pastel eserler de sergide yer aldı. Geleneksel mimari özellikler taşıyan Birgi evlerinin belgesel nitelikte bir değer kazanması amaçlanarak çalışılan eserler, geleceğe aktarılan birer sanat eseri niteliği de taşımaktadır.



        


       


  • DEVAMINI OKUYUN
    286 Gün Önce
    Kâtip Çelebi'den Birgi'ye Davet

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi ile İslami İlimler Fakültesi’nin Ödemiş Kaymakamlığı ve Belediyesi ile birlikte düzenlediği “Yörük Obasından Ödemiş Ovasına Uluslararası Birgi Sempozyumu” bilim ve kültür insanlarını İzmir’de buluşturuyor. Yaptığı başarılı çalışmalar ile yeni nesil devlet üniversiteleri arasında ön plana çıkmayı başaran İKÇÜ, 18-20 Eylül 2015 tarihlerinde Ödemiş-Birgi’de gerçekleştirilecek olan uluslararası sempozyuma ev sahipliği yapıyor.


    Tarihten günümüze Küçük Menderes havzasının parlayan yıldızı olma özelliğini sürdüren, yüzyıllar boyunca değerini yitirmeyen, mevcut haliyle adeta açık hava müzesi görünümünde olan Birgi, araştırmacıların ilgi odağı olmayı sürdürüyor. Uluslararası boyutta tasarlanmış olan sempozyum kadim şehir Birgi’ye odaklanırken, yerleşim birimi ve idari birim olarak merkez konumunda olan Ödemiş ve bağlı kırsal yerleşimler de sempozyumun kapsama alanına dâhil edildi. İsmi Birgi ile özdeşleşen büyük Osmanlı âlimi İmam Birgivi Mehmed Efendi sempozyumda önemle üzerinde durulan değerlerden biri olacak. Bunun yanında, tarihi dokusunu önemli ölçüde muhafaza etmiş olan Birgi’nin kültürel mirasının korunması, mimari eserlerin restorasyonu ve alan yönetimi planları gibi konular da bildirilerle ele alınarak tartışılacak. Oturumlarda sunulacak olan bildirilerde sadece tarihi değil, güncel konular ve sorunlar tespit edilerek somut çözüm önerileri ortaya konulacak.


    Sempozyuma İlgi Yoğun


    Tarihi dokusu ve geleneksel mimarisi ile dikkat çeken Birgi ve civardaki kırsal yerleşimler ile Ödemiş’i konu alan sempozyuma ilgi yoğun oldu. Bilgi Şölenine 70 konuşmacı 70 ayrı bildiri ile katılacak. Türk bilim insanlarının yanı sıra Rusya ve Japonya’dan da konuşmacılar bildirileri ile sempozyumda yer alacak. Kültür, sanat ve mimari zenginliğinden turizm potansiyeline, halk inançlarından siyaset ve ziraata uzanan geniş bir zemin üzerinde kurgulanan sempozyum konuya ilgi duyan herkese açık olacak. Sempozyumla ilgili ayrıntılı bilgiye “http://birgisempozyumu.ikc.edu.tr” web adresinden ulaşılabilecek. 18 Eylül 2015 Saat: 10:00 da açılışı yapılacak olan sempozyum Ödemiş Nikâh ve Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilecek.

  • DEVAMINI OKUYUN
    315 Gün Önce
    İKÇÜ'de Bir İlk Daha

    MANEVİ BAKIM VE DANIŞMANLIK PROGRAMI AÇILIYOR


    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Psikoloji Bölümü bir ilke imza atıyor. Bölüm, TÜBİTAK tarafından da onaylanan bir proje kapsamında Manevi Bakım ve Danışmanlık alanında tezsiz yüksek lisans programı açtı. Programda uygulamalı olarak eğitim alacak olan uzman adayları, projenin bir parçası olarak hastanelerde pilot uygulamada bulunacak ve ileri vadede proje yürütücülerinin denetiminde çeşitli hasta gruplarının isteklerine ve ihtiyaçlarına yönelik manevi bakım hizmeti verebilecek.


    Çok Kültürlülük Ve Farklı Maneviyat Biçimleri Dikkate Alınacak


    Gelişmiş ülkelerde yaygın olmasına rağmen, Türkiye’de ilk defa uygulanacak projede yaygın ana akım psikolojik danışmanlık uygulamasından farklı olarak bakım ve danışmaya, inanç ya da manevi (spiritual) yönelimler ile değerler, mesleki etik kurallar gözetilerek dâhil edilecek. Yeni danışmanlık hizmetine ilişkin açıklama yapan Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Psikoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Üzeyir OK, “Yüksek düzeyde stresli geçen hastalıklarda ya da palyatif bakım dönemindeki kişilerin ve yakınlarının maneviyat ihtiyaçlarında bir artış söz konusu olmaktadır. Bu tür durumlarda, hiçbir dini ve felsefi ayrım gözetmeksizin her bireye kendi maneviyatına göre bakım ve danışma hizmeti vermeyi amaçlıyoruz. Bir anlamda hastalara gönüllülük esasına dayalı olarak bakım ve danışma ilişkisinde manevi destek ve danışmanlık sunmayı planlıyoruz. Hastaların çoğunun maneviyata sahip olmaları dikkate alınarak psikolojik desteğe maneviyat boyutunun eklendiği yeni bir proje geliştirdik. Çalışmada danışanların maneviyatlarını veya dindarlıklarını artırma ya da azaltma gibi bir çaba kesinlikle olmayacak, buna karşılık insanların mevcut maneviyatlarının stresli zamanlarında onlara faydalı olacak biçime nasıl dönüştürülebileceği üzerinde durulmaktadır. Temel amaç herhangi bir yardım biçiminin yerini almak değil, yardım etme ilişkisinde maneviyat yönelimli bir danışmanlık modeli geliştirmektir”  diye konuştu.


    Manevi bakım ve danışmanlık ile ilgili şimdiye kadar çalışmalar yapılmış olmakla birlikte, bu çalışmada bilimsel yöne ve çok kültürlülüğe daha fazla duyarlı olmanın hedeflendiğini vurgulayan Prof. Dr. OK, sözlerini şöyle sürdürdü : “Psikoloji bölümünde bu interdisipliner çalışmayı yapmamızın altında yatan temel neden çalışmalara daha fazla bilimsel ve psikolojik boyut katabilme isteğimizdir. Türkiye’deki nüfus yapısına ve inançlardaki farklılıklara göre bir program geliştirebilmeyi amaçlıyoruz. Biz inançtaki farklılıklara yönelik, herkesin istifade edebileceği bir formatta program geliştirdik.”


    Çalışmanın Etkileri Test Edilecek


    İlk önce manevi bakım almak isteyen potansiyel hastalara birtakım psikolojik testler uygulanacağını ifade eden OK, “Yaşam kalitesi, hayatın anlamı, depresyon, kaygı düzeyleri ile ilgili testler uygulayacağız, daha sonra yapılan manevi danışmanlık uygulamasının bu alanlarda iyileşme sağlayıp sağlamadığını test edeceğiz” açıklamasında bulundu.


    Programa Başvurular


    Prof. Dr. Üzeyir Ok’un koordinatörlüğünde, Yrd. Doç. Dr. Zümrüt Gedik, Yrd. Doç. Dr. Öykü Özü Cengiz, Arş. Gör. Ayşe Şafak Ayvazoğlu’nun yürüteceği proje kapsamında çok disiplinli tezsiz yüksek lisans programına üniversitelerin 4 yıllık Psikoloji, Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık, Hemşirelik, İlahiyat ve Sosyal Hizmetler Bölümü mezunları başvurabilecektir. Gelen uzman adaylarının kendi alanları dışında eksik kalan bilgileri yüksek lisans eğitimi ile tamamlanacak. 3 dönem sürecek yüksek lisans eğitiminin başvuruları Eylül başında başlayacak ve program 2 yılda tamamlanması hedeflenen projeyle paralel olarak sürdürülecek.

  • DEVAMINI OKUYUN
    315 Gün Önce
    Avrupa'daki Türkler Ayrımcılıktan Kaçıyor

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Psikoloji Bölümü, Araştırma Görevlisi Filiz Kunuroğlu, yurda kesin dönüş yapan gurbetçiler üzerine yapmış olduğu araştırmada çarpıcı sonuçlara ulaştı. Avrupa’da hissedilen ayrımcılık ve ötekileştirme ortamının Türk gurbetçileri yurda döndürmede en büyük etkenlerden biri olduğunu ortaya koyan araştırmanın sonuçlarına göre; Avrupa’da sosyal ve ekonomik koşulların kötüleşmesi Türk gurbetçilerin yurda dönüşünü hızlandırdı.


    Kendilerini Evlerinde Hissetmiyorlar


    Batı Avrupa’dan yurda kesin dönüş yapan vatandaşlarımızın geri dönüş motivasyonlarının araştırıldığı çalışma vatandaşlarımızın Avrupa’da kendilerini evinde gibi hissetmediğini ortaya koydu. Her yıl yalnızca Almanya’dan Türkiye’ye 40 bin kişinin kesin dönüş yaptığı belirtiliyor. Çalışma Almanya, Hollanda ve Fransa’dan dönüş yapan ailelerle, 48 kişi ile derinlikli mülakat yapılarak elde edildi. Yapılan görüşmeler sonucunda, kesin dönüş kararının alınmasında Avrupa’da hissedilen ayrımcılık ve ötekileştirmenin, kötüleşen sosyal ve ekonomik koşulların, Türkiye’ye duyulan güçlü aidiyet duygusu ve vatan hasretinin başlıca sebepler olduğu ortaya çıktı.


    Kuşaklar Farklı düşünüyor


    Birinci kuşak göçmenler için baştan beri var olan dönüş niyeti önemli etken olurken Avrupa’da eğitim almış olan ikinci ve üçüncü kuşak vatandaşlarımız, Türkiye’de sosyal ve ekonomik alanda yaşanan iyileşmeyi fırsat olarak değerlendirip yurda döndüklerini dile getirdi.  


    Araştırmaya katılan birçok aile çocuklarının geleceğini düşünerek dönüş kararı aldıklarını belirtti. Aileler Avrupa’da hissettikleri ayrımcılığa çocuklarının da maruz kalmasını istemediklerini ve onların Türkiye’de eğitim almalarını tercih ettiklerini dile getirdiler.


    Araştırmaya Ödül Verildi


    Filiz Künüroğlu’nun Hollanda Tilburg Üniversitesinde yaptığı akademik çalışma 25-27 Haziran 2015 tarihleri arasında, Prag’da Charles Üniversitesinde düzenlenen ‘Turkish Migration Conference’ (Türk Göçü Konferansı)nda ‘Best Student Paper Prize’ (En İyi Doktora Öğrenci Makalesi) ödülüne layık görüldü.


     


     


     


     


     

  • DEVAMINI OKUYUN
    350 Gün Önce
    Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğrencilerini Bekliyor

    İKÇÜ genç ve dinamik yapısıyla öğrencilerine ayrıcalıklı bir eğitim hayatı sunuyor. Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi bünyesinde kurulan Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, 2015-2016 öğretim yılında 40 öğrenciyle akademik hayata başlıyor. 4 yıllık lisans düzeyinde eğitim verilecek olan bölümde, lisans eğitimi öncesi isteğe bağlı olarak İngilizce hazırlık okunabilecek.


    Hazırlık Okuma İmkânı


    İleride akademik kariyer yapmayı planlayan öğrencilerin İngilizce hazırlık eğitimine sıcak bakması gerektiğini dile getiren Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. Ünal Şenel “Öğrencilerimiz için İngilizce hazırlık okumanın büyük bir avantaj olduğunu düşünüyorum. İleride akademisyen olmak isteyenler için İngilizce kaçınılmaz. Ayrıca, Fakültemizde kurulan Balkan Dilleri Bölümünde farklı bir dil öğrenmek isteyen öğrencilere imkân sağlanabilir.” dedi. 


    Neden Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü


    Bölüm Başkanı Ünal Şenel  “Türk Dili ve Edebiyatı eğitimi almak isteyenlerin kültüre, edebiyata, insana, hayata dair ilgi ve heyecanının olması gerekir” dedi.  Bölümü tercih edecek öğrencilere önerilerde bulunan Şenel “İKÇÜ’nün İzmir’de bulunması bir ayrıcalık. İzmir hür düşüncenin şehridir. Ülkemizdeki düşünce ve edebiyat hayatının şekillenmesinde İzmir dikkate değer bir paya sahiptir. Farklılıkları hazmedebilen, insanların kendilerini ifade etmelerine imkân sağlayan bir şehir olduğu için öğrencilerin İzmir’i tercih etmeleri ufuklarını zenginleştirecektir” diye konuştu.


    Öğrenci Sayısı Avantaj


    İKÇÜ’nün, “kendisiyle ve toplumla barışık, huzurlu, problemlerin çözümüne katkı sağlayabilecek bireyler yetiştirmeyi” hedeflediğini anlatan Şenel: “Burası aynı zamanda bir kişisel gelişim kurumu. Diğer üniversitelerdeki öğrenci sayısı ile karşılaştırıldığında bölümümüze alınacak öğrenci sayısı oldukça az. Biz, 40 kişinin her biriyle daha yakından ilgilenip bu gençlerin kabiliyetlerini keşfedebilir ve gelişimlerine katkı sağlayabiliriz. Öğrencilerle daha kolay iletişim kurabilecek genç bir kadroya sahibiz” şeklinde konuştu.


    Bölümde öğretimin teorik bilgiler ve edebiyat tarihiyle sınırlı kalmayacağına dikkat çeken Şenel “Öğrencilerimizin edebiyat ve kültür hayatıyla daha yakından bağlantı kurmaları için şehir ve kültür gezileri düzenleyecek, birçok yazar ve şairi bölüme davet ederek birebir görüşme fırsatı sağlayacağız” dedi.


    İş Alanları


    Türkiye’de üniversitelerdeki akademik kadro ihtiyacına da değinen Şenel “Lisansüstü eğitim vermeyi ve akademisyen yetiştirmeyi öncelikli tutuyoruz. Ancak Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olanların çalışabilecekleri farklı alanlar da var. Mezunlarımız, formasyon alarak öğretmen olabilecekleri gibi Kültür Bakanlığı’nda, arşivlerde, kütüphanelerde, reklâm şirketlerinde, medyanın farklı alanlarında ve turizm firmalarında çalışabilirler, öğrenimleri sırasında yan dal ya da çift ana dal imkanlarından yararlanarak donanımlarını ve istihdam alanlarını genişletebilirler” diye konuştu. 

  • DEVAMINI OKUYUN
    357 Gün Önce
    Tercih Dönemlerinde Depresyon Uyarısı

    Uzmanlar, tercih dönemlerinde öğrencilere yapılan baskıların ciddi sorunlara neden olacağı konusunda aileleri uyarıyor.


    Sınavlara hazırlanma ve sonuçların açıklanması kadar, nerede, hangi alanda eğitim alacağına karar verme süreci de öğrenciler için oldukça stresli bir süreç oluyor. Tercih dönemlerinde yapılan baskıların öğrencileri depresyona kadar sürükleyebileceğine dikkat çeken İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi  (İKÇÜ) Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Emine Sevinç Tok ebeveynleri dikkatli olmaları konusunda uyardı.


    “Baskıcı olmayın”


    Ebeveynlerin baskıcı bir tutum ile öğrencilerin tercihlerini etkilemelerinin ileride çok ciddi sıkıntıları beraberinde getirdiğine dikkat çeken Yrd. Doç. Dr. Emine Sevinç Tok, “Anne-babalar bu süreçte karar veren değil yardım eden taraf olmalı. Özellikle tercih dönemlerinde çok yoğun çatışmaların yaşandığı aileler görüyoruz. Ama ne yazık ki, çocuğa zorla bir bölümün seçtirilmesi ileride çok büyük sorunlara sebep olabilmektedir. Bu öğrencilerin ilk senelerde okulu bırakma oranları çok yüksek oluyor. Okulu bırakmasalar bile bitirme yılları ciddi anlamda uzayabilmekte, depresyona kadar uzanan tablolar görülebilmektedir.” dedi.


    “Son karar gençlerin”


    “Peki, tercih döneminde anne babalar ne yapmalı?” sorusuna yanıt veren Tok, “Tabi ki anne babalar çocuklarını en iyi tanıyan ve bu yaşa kadar onlara rehberlik etmiş insanlar.  Dolayısıyla bu süreçte tamamen saf dışı olmaları beklenemez, bu doğru da değildir. Onlar da üniversiteleri ve bölümleri araştırmalı, gençler tanıtım günlerine gittiklerinde yanlarında olup, akıllarına takılan soruları sormalılar. Ama kendi fikirlerini zorla çocuklarına kabul ettirmeye çalışmak yerine, onlarla sakince, mantıklı gerekçeler sunarak konuşmalı, öneride bulunmalılar. Ama hayatına ilişkin son kararı yine gencin kendisi vermeli. Bazen tanıtımlarda şöyle bir tablo ile karşılaşıyoruz: genç susup sadece dinliyor, uzman ile göz teması bile kurmuyor, konuşan tek taraf veliler, ellerinde kâğıt kalem çocuklarına hiçbir şey sormadan tercih sıralaması yapıyorlar. Bu davranış tarzı genci çok yanlış seçimlere yönlendireceği gibi özgüveni son derece zedeleyici, genci umutsuzluğa sürükleyen bir hal alabilir.” diye konuştu.


    Tercih tavsiyeleri…


    Bu dönemde öğrencilere tercihlerinde yardımcı olabilecek tavsiyelerde bulunan Tok şunları söyledi: “Üniversitelerin taban puanları ve başarı sıralamaları dikkatlice incelenmeli ve özellikle başarı sıralamasına göre tercihler belirlenmelidir. Üniversitenin bulunduğu şehir veya kampüs olanakları gibi tek bir açıdan bakarak değerlendirme yapmak yerine farklı özellikler de dikkate alınmalıdır.  Yabancı dil eğitimi, lisansta okutulan dersler, ders verecek öğretim elemanları, lisansüstü eğitim imkânları, çiftdal-yandal seçenekleri, ERASMUS olanakları, laboratuvar, staj imkânları ve seçilen bölümün iş olanakları gibi konular dikkatle araştırılmalıdır.”  


    “Ülkemizdeki eğitim sistemi hakkında tam anlamıyla bilgi sahibi olmak tercihlerde kolaylık sağlayacaktır.” diyen Tok, özellikle puanı düşük olan öğrencilerin iki yıllık ön-lisans tercihi yapabileceklerini ve ön-lisansı başarı ile tamamlayanların lisansa dikey geçiş yapma imkânlarının olduğunu hatırlattı. TOK, üniversitelerin yeni açılan bölümlerinde taban puan ve başarı sıralaması olmadığı için tercihte şansı yükselteceğini ifade etti.


     

  • DEVAMINI OKUYUN
    360 Gün Önce
    İKÇÜ TÖMER'de İlk Mezuniyet Coşkusu

    2014-2015 öğretim yılında, Dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen yabancı öğrencilerle Türkçe hazırlık eğitimine başlayan İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Türkçe Öğretimi Uygulama ve Araştırma Merkezi (TÖMER) ilk mezunlarını verdi. Kuruluşunun ilk yılında “11. Karamanoğlu Mehmet Bey’i Anma ve TÖMER’ler Arası Türkçe Konuşma Yarışması”nda Türkiye birincisi olarak dikkatleri üzerine çeken İKÇÜ TÖMER başarılı bir yılın ardından mezun olan öğrencilerini renkli bir mezuniyet töreni ile uğurladı.


    Törene İKÇÜ Rektörü Prof. Dr. Galip Akhan, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Turan Gökçe, Prof.Dr.Saffet Köse, Yurtdışı Türkler Ve Akraba Topluluklar Başkanlığı İzmir Koordinatörü Dr. Fırat Yaldız, Dekanlar, akademik ve idari personel ile öğrenciler katıldı.


    Rektör Prof. Dr. Galip Akhan yaptığı konuşmada “Ulaşım ve iletişimin artması ile dostluklar, akrabalıklar, kaynaşma arttı. 20 farklı ülkeden gelen öğrencilerimiz var. Her kültürün insani değerler açısından vereceği güzellikler var. Bunları paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz.” dedi.


    Törende açılış konuşmasını yapan Prof. Dr. Turan Gökçe “Öğrencilerimizle ilk karşılaştığımızda kendi dillerinde anlaşmaya çalışırken, şimdi öğrencilerimizin dilinden dökülen cümleleri duyduğumda onlara hiçbir yabancılık hissetmeden kullanabilecekleri Türkçeyi öğrettiğimizi görüyorum. İKÇÜ TÖMER olarak öğrencilerimize teknik Türkçeyi öğretmekle yetinmedik, bunun yanında kültür, medeniyet ve Türkçe’nin kendine has ortamında öğretilmesi ile aktarılabilecek değerleri de kazandırdık.” diye konuştu.


    Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı İzmir Koordinatörü Dr. Fırat Yaldız ise Türkçenin yaygınlaşmasının önemine vurgu yaparak “Türkçe konusunda çocuklarımıza harcadığınız emek için, onlara aileleri gibi sahip çıktığınız için teşekkür ederiz. İKÇÜ TÖMER, açılışının yedinci ayında Türkiye çapında bir yarışmada birincilik alarak başarısını kanıtladı.” diye konuştu.


    İKÇÜ TÖMER öğrencisi Merve Beridze, mezunları temsilen yaptığı teşekkür konuşmasında “Yeni bir ülke, yeni bir dil, yeni bir kültür içinde ilk zamanlarda zorlansak da kısa bir süre sonra yepyeni ufuklara yelken açarak kendimizi kocaman bir ailenin içinde bulduk” diyerek duygulu bir konuşma yaptı.


    Çifte Kavrulmuş Konyalı


    ‘TÖMER’ler Arası Türkçe Konuşma Yarışması’nda birincilik kazanan Omar Abdikadir Ahmed de edebi öğelerle süslenmiş konuşması ile Türkçeyi kullanmadaki maharetlerini gösterdi. Anadolu kültürünü yansıtan içeriğe yer verdiği nükteli hitabı ile İzleyenleri Güldüren Ahmed bol bol alkış aldı. “Burada olduğum için mutluyum. Çünkü Ben zaten buralıymışım.” diyen AHMED “Kenya-Konya benzerliğinden dolayı arkadaşlarım bana Konyalı diyor. Türkiyeli sayılmaktan gurur duyuyorum. Rengime aldanmayın, buğday harmanında çalışırken çifte kavrulmuş bir Konyalıyım” diyerek Türk kültürüne duyduğu yakınlığı mizahi bir dille anlattı.


    Mezuniyette Afrika ve Türk Cumhuriyetlerinden gelen öğrencilerin yörelerine özgü dansları izleyenlere keyifli dakikalar yaşatırken, söylenen Türkçe şarkılar beğeni topladı.



     

  • DEVAMINI OKUYUN
    364 Gün Önce
    Dünyada ve Türkiye'de Bir İlk

    Türk-İslam Arkeolojisi Bölümü Açıldı


    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Türk-İslam Medeniyetine ait kültür varlıklarının korunması ve yaşatılmasını hedefleyen bir adım attı. Adı, içeriği ve temsil ettiği dönem itibariyle Türkiye’de ve Dünyada ilk olma özelliği taşıyan girişim kapsamında İKÇÜ Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi bünyesinde Türk-İslam Arkeolojisi bölümü açıldı. Temelleri arkeoloji bilimine, sanata ve kültüre dayanan bölüm 2015-2016 akademik yılında öğrencilerini kabul edecek.


    Türk ve İslam dönemini kapsayan bölüm ile ilgili bilgi veren Bölüm Başkanı Doç. Dr. Harun Ürer, 50-60 yıldır bu alanda çalışmalar yapılıyor olmasına rağmen farklı nedenlerle böyle bir bölümün kurulamadığını belirtti.  Dünya’da arkeoloji disiplini altında İslam arkeolojisinin olduğunu, ancak Türk-İslam dönemini ele alan bu bölümü Türkiye’de ve Dünya’da ilk olarak İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi bünyesinde açtıklarını ifade eden Ürer “Bunun haklı gururunu yaşıyoruz” dedi.


    Ülkemizde arkeoloji denildiğinde genel olarak Yunan ve Roma dönemi ve öncesine ilişkin çalışmaların anlaşıldığını belirten ve bunun yanlış bir algı olduğuna dikkat çeken Ürer, Arkeoloji disiplini içinde değişik alanların ve dönemlerin çalışıldığını, dolayısıyla Türk-İslam Arkeolojisinin de arkeoloji çatısı altında sınırları belirlenmiş bir dönemi ifade ettiğini söyledi.


    Bölümün amacına ilişkin açıklamalar yapan Ürer, “Türk-İslam kültürüne ait mimari ve el sanatlarını bilimsel açıdan incelemek, yok olanları ortaya çıkarmak ve restore ederek gelecek nesillere aktarmak öncelikli amacımız. Özellikle, ahşap ve taş süsleme konusunda Fakülte ve Üniversite bünyesinde oluşturulacak laboratuvarlarda birebir uygulama fırsatı yakalamak, öğrencilere seçmeli olarak böyle bir imkânı sunmak istiyoruz. Ayrıca üniversite personeli ve belki de dışarıdan bu işi öğrenmek isteyen, merak eden herkese sertifika programları ile geleneksel ahşap ve taş oyma süsleme kursları düzenlemeyi istiyoruz“ dedi.


    Bölümde eğitim gören öğrencilerin, teorik öğretimin yanı sıra kazı çalışmaları ile birlikte öncelik sırasına göre oluşturulacak laboratuvarlarda kaybolan ya da kaybolmaya yüz tutmuş sanat dallarında uygulama şansına da sahip olacaklarını aktaran Ürer, sözlerini şöyle sürdürdü: “20 kişilik sınıf mevcuduyla uygulama laboratuvarlarında beceri geliştirme, teknik çizim ve görsel belgeleme konusunda teorik ve uygulamalı eğitim imkânı bulan öğrenciler, saha araştırmaları ile yerinde öğrenerek alanında donanımlı bireyler olarak çalışma hayatına hazırlanacak. Dört yıllık lisans öğretimi öncesinde sunulan isteğe bağlı yabancı dil hazırlık programı öğrencilere küreselleşen dünyada ikinci hatta üçüncü bir dil öğrenme fırsatı sunarak benzerleri arasında fark yaratacak.”

  • DEVAMINI OKUYUN
    364 Gün Önce
    Patron Twitter'ıma dokunma!

    Çalışanlar, Twitter hesaplarının çalıştıkları kurum tarafından takip edilmesini istemiyor. İzmir Katip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Medya ve İletişim Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Elif Korap Özel tarafından yapılan bir araştırma, çalışanların Twitter hesaplarını özel hayatın bir parçası olarak algıladığını ortaya çıkardı.


    Türkiye’de ve Dünyada en çok kullanıcısı bulunan sosyal medya araçlarından biri olan Twitter’ın, çalışanlar tarafından nasıl kullanılacağı tartışma konusu oldu. Kurumların etkileşim içinde bulunduğu çevreler ile hızlı ve etkili iletişim kurmasını sağlayan Twitter, diğer taraftan çalışanların bireysel tercihlerinin kurum imajı üzerinde yaratacağı etki nedeniyle kontrol altına alınmaya çalışılırken, yapılan bir araştırma çalışanların, Twitter hesaplarını “özel hayat alanı” olarak gördüğünü ortaya koydu.


    Yrd. Doç. Dr. Korap Özel tarafından Türkiye’nin değişik şehirlerinden 443 Twitter kullanıcısı ile birlikte gerçekleştirilen ve uluslararası bilimsel bir dergide yayımlanan araştırmanın sonuçlarına göre, çalışmaya katılan Twitter kullanıcılarının yüzde 85,8’i kurumların, çalışanların Twitter hesaplarını denetlemesine karşı çıktı. Yine katılımcıların yüzde 76,5’i çalışanların Twitter’da attıkları tweet nedeniyle işten çıkarılmasına tepki gösterdi ve yüzde 81’i kurumların, çalışanlarının şahsi Twitter hesaplarından siyasi görüş paylaşmalarını yasaklamasına itiraz etti. 


    Twitter kullanıcılarının, çalışanların Twitter hesaplarının denetlenmesi ve yaptırım uygulanmasına yönelik bu olumsuz tutumlarının nedeni ise araştırma sonuçlarına göre, söz konusu sosyal medya hesabının “özel hayat alanı” olarak algılanması.


    Araştırma sonuçlarına göre ankete katılan Twitter kullanıcılarının %69,1’i bireylerin sosyal medyada çalıştıkları kurumu temsil etmediğini söylerken,  yüzde 64,1’i çalışanın, Twitter’da çalıştığı kuruma uygun biçimde içerik paylaşmasının gerekliliği olmadığını ifade etti. Bununla birlikte anket katılımcılarının yüzde 77,2’si ise çalışanların siyasi tweetlerini, çalıştığı kurumun siyasi görüşü olarak algılamadığını vurguladı. Verilere göre Twitter kullanıcıları, çalışanların Twitter’da kurumu temsil etme gibi bir misyonu olmadığını düşünüyor.


    “Hakaret ve Ayrımcı İfadeler Etkiliyor”


     Araştırmada ortaya çıkan bir önemli bulgu ise etnik ayrımcılık, küfür/argo/hakaret ya da siyasi görüş içeren ifadelerin çalışılan kurumla ilgili olumsuz algı yaratma potansiyelini artırması. Buna göre çalışmaya katılan her üç Twitter kullanıcısından biri (yüzde 32.5’i) çalışanların küfür/hakaret/argo gibi paylaşımlarıyla karşılaştıklarında ve yüzde 31,3’ü etnik ayrımcılık içeren ifadeler gördüklerinde kurumla ilgili görüşlerinin olumsuz yönde etkilendiğini söylerken, her dört katılımcıdan biri ise (yüzde 24.2’si) çalışanların siyasi görüş bildirmesinin çalıştıkları kurumla ilgili görüşlerini olumsuz etkilediğini vurguladı.




    “Twitter Rehberi Hazırlanabilir”


     Araştırma sonuçlarını değerlendiren Yrd. Doç. Dr. Korap Özel, Twitter’ın çalışanların tüm paydaşlarla sürekli olarak iletişim içinde bulunduğu bir mecraya dönüştüğüne dikkat çekerek, bu gerçeğin farkına varan kurumların, çalışanlarının Twitter gibi sosyal medya ağlarında nasıl hareket etmesi gerektiğiyle ilgili ilkeler ve rehberler hazırlamaya yöneldiğini vurguladı. Özellikle attığı tweetler yüzünden işten çıkarılan çalışanların sayısının her geçen gün arttığına işaret eden Yrd. Doç. Dr. Özel, “Kurumların çalışanlarını işten çıkarma gibi ağır yaptırımlarla cezalandırmak ve hesaplarını takibe almak yerine, çalışanlarına kurum kültürü ve imajı bakımından önemli görülen konularda Twitter kullanımına ilişkin tavsiye niteliğinde rehber hazırlaması daha faydalı olacaktır. Kurumların, çalışanlarından toplumdaki belirli grupları rencide edecek, etnik ayrımcılık içeren ve insan haklarına aykırı ifadeler kullanmamasını istemesi, sadece kurum imajı değil insan hakları açısından da önemli. Ancak önemle altının çizilmesi gereken nokta, çalışanların ifade ve eleştiri özgürlükleri konusunda müdahaleci bir yapıya bürünülmemesi. Kurumlar baskıcı ve yasakçı bir yaklaşımla çalışan memnuniyetine ve kurum imajına en büyük zararı kendilerinin vereceğini unutmamalı” diye konuştu.

  • DEVAMINI OKUYUN
    458 Gün Önce
    Bilim Dünyası İKÇÜ'de Buluştu.
    Uluslararası Kâtip Çelebi Araştırmaları Sempozyumu İzmir’de Yapılıyor.

     

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi, Kâtip Çelebi Uygulama ve Araştırma Merkezi ile Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu işbirliğinde gerçekleştirilen Uluslararası Kâtip Çelebi Araştırmaları Sempozyumu,  yurt dışından ve Türkiye’nin çeşitli üniversitelerinden konuk akademisyenlerin yoğun katılımıyla başladı. 
     

    Sempozyumda 6’sı yurt dışından olmak üzere 34 tebliğ sunulacak.
     

    Sempozyumda Kâtip Çelebi’nin hayatı, düşünce dünyası, eserleri ile yaşadığı dönemin sosyal ve ekonomik hayatını ele alan bildiriler yer alıyor.

     İzmir Vali Yardımcısı Mustafa Harputlu, İKÇÜ Rektörü Prof.Dr.Galip Akhan, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezi Başkanı Prof.Dr.Turan Karataş, Rektör Yardımcısı Prof.Dr.Turan Gökçe’nin konuşmalarıyla başlayan sempozyumda , Devlet Eski Bakanı Prof. Dr. Mehmet Aydın, ‘Bir Medeniyet Mütefekkiri Olarak Kâtip Çelebi’ başlıklı bildiri yayımladı.

     

    “İKÇÜ, Pozitif Bilime Önem Veren Bir Üniversite”
     

    İzmir Vali Yardımcısı Mustafa Harputlu açılışta yaptığı konuşmasında, halk arasında isimlerin kişinin karakterine olan etkisine inanıldığına atıfta bulunarak,  İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi’nin bu anlamda Kâtip Çelebi’nin kişiliğine paralel olarak gelişimini sürdürdüğüne dikkat çekti. Vali Yardımcısı Harputlu, “İKÇÜ, pozitif bilime, gelişmeye, çok kültürlülüğe önem veren bir üniversite olarak hafızalarımızda yer edindi. Bu gibi önemli bilimsel etkinliklerin İzmir’e çok şey katacağının bilinciyle bu etkinliklerin artmasını diliyorum” dedi. 
     

    “Çelebi’ye Has Yeni Bir Kurumsal Model Oluşturmaya Gayret Ediyoruz” 
     

    Tarih, coğrafya, bibliyografya ve biyografya sahalarında, dünya bilim tarihinde önemli çalışmalara imza atan Kâtip Çelebi’ye vurgu yapan Rektör Prof.Dr.Akhan da, bu değerli bilim insanının yüzlerce yıl önce bilim dünyasına sağladıklarının bilinciyle ilerleme kaydettiklerini vurguladı. Prof.Dr.Akhan, “Üniversitemizde, nitelikli bir bilimsel üretim sürecinin tesis edilebilmesi için, çok sayıda faktörü dikkate alarak, çalışmaktayız. Bilimsel üretimin, farklı alanlarda, eşgüdümle gerçekleştirilmesini sağlayacak bir kurumsal alt yapı tesis etmekteyiz. Geleneksel fakülte yapılarından farklı fakültelerin kuruluşuna öncülük ediyoruz. Bu sayede, daha önce, bir arada bulunmayan bölümleri birlikte çalışmaya teşvik ederek, yeni bir kurumsal model oluşturmaya gayret ediyoruz” dedi.
     

    Kâtip Çelebi Başka Medeniyetlerde Yaşasaydı…
     

    Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezi Başkanı Prof.Dr.Turan Karataş, bu bilgi şölenine İKÇÜ’nün ev sahipliği yapmasından duyduğu mutluluğu paylaştı. Gençlere, Kâtip Çelebi’nin hayatını okuması tavsiyesinde bulunan  Prof.Dr.Karataş, “Ben bu bilim insanının hayatını okurken hayıflandım. Kâtip Çelebi’nin hayatını yansıtan neden çok sayıda kitaplarımız, filmlerimiz yok diye sordum. Böylesine önemli bir kişi başka medeniyetlerde yaşasaydı, yüzlerce farklı yayını olurdu, kültürel esere konu olurdu, hakkında filmler yapılırdı, romanlar yazılırdı.  48 yıl yaşayan Çelebi, ömrünün 10 yılını seferlerde, siperlerde geçirmiştir. Seferleri esnasında sahaf dükkânlarını dolaşarak bilimi tanımış. Âlimleri tanımış, ziyaret etmiş. Onlardan dersler almıştır. Çelebi, bütün zorluklara rağmen, bir insan kendini nasıl yetiştiririn örneği olmuştur” diye konuştu. 
     

    "Kâtip Çelebi’nin Eserlerinin Çevirisine İhtiyacımız Var."
     

    Prof.Dr.Karataş, Keşfü'z-Zunûn eserinin o günden bugüne  Doğu ve batı bilim dünyasının baş tacı olduğuna vurgu yaptı. Batı dünyasının bu eserlerin değerini erken anlayarak tercüme ettirdiklerini ifade eden Karataş,” Bu eserin tercümesi bizde 7 yıl önce yapılmış. Ancak batılılar bu eseri 1858’de Latinceye çevirmişler. Bu çeviriden maalesef akademyanın haberi yok. Kâtip Çelebi’nin başka eserlerinin de çevirisine ihtiyacımız var. Bu tür düşünceleri olan hocalarımıza kurum olarak her türlü desteğe vermeye hazır olduğumuzu duyurmak istiyorum” dedi.
     

    "Kâtip Çelebi’nin, Layıkıyla Bilinir Olmasına Gayret Ediyoruz."
     

    Sempozyuma ev sahipliği yapmaktan duydukları gururu paylaşan İKÇÜ Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Dekanı Prof.Dr.Turan Gökçe de Kâtip Çelebi’nin, eserleriyle 17. yüzyıl Osmanlı bilim, kültür ve düşünce hayatına damgasını vurduğunu belirtti. Ölümünden 353 yıl sonra 2010 yılında Katip Çelebi adını alarak kurulan İKÇÜ’nün, önemli bir misyon üstlendiğini kaydeden Prof.Dr.Gökçe,  “Henüz dört yılını tamamlayan, Kâtip Çelebi’nin müktesebatı ile ilgili Sosyal Bilimler alanında önemli mesafe kat etmiş olan üniversitemiz, yürütülen bilimsel araştırmalar yanında; çeşitli akademik ve sosyal faaliyetlerle ismini taşıdığı Kâtip Çelebi’nin akademik camiada ve İzmir kamuoyunda layıkıyla tanınır, bilinir ve iftihar edilir olmasına gayret etmektedir” diye konuştu.
     

    "Çelebi’nin Eserleri Tüm Medeniyetlerin Ortak Senedidir."
     

    Devlet eski Bakanı Prof. Dr. Mehmet Aydın ise  ‘Bir Medeniyet Mütefekkiri Olarak Kâtip Çelebi’ bildirisinde medeniyet kavramından yola çıkarak; Kâtip Çelebi’nin bize bıraktığı mirasa vurgu yaptı. Prof.Dr. Aydın, “Bazı insanların emeği bir tek medeniyete hizmet değildir. Bütün medeniyetlere hizmettir. Öyle bir başarı bilgi birikimi ortaya koyar ki; O sadece İslam Medeniyeti için değil, Osmanlı Medeniyeti için değil Avrupa Medeniyeti içinde büyük bir kaynak olur. Kâtip Çelebi işte böyle bir insandır. O’nun yazdıkları yazılmasaydı Batı’daki bilim çalışmalarının yapılması kolay olmazdı. Çünkü onlar için hazır kaynaklar duruyordu zaten. Çok erken tarihlerde batı dillerine çevrilmiş olması bir medeniyet insanı olmasından kaynaklanıyor. O kaynaklar sadece İslam Medeniyetinin senetleri değil; Roma, Yunan, Hint, Çin Medeniyetlerinin de süzme rafine bilgileridir” şeklinde konuştu.
  • DEVAMINI OKUYUN
    461 Gün Önce
    Sinema ve Kültür Politikaları İKÇÜ'de Masaya Yatırıldı.

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Medya ve İletişim Bölümünün düzenlediği etkinlikte, Türkiye'de Sinema ve Kültür Politikaları tüm boyutlarıyla ele alındı.


    Kültür ve Turizm Bakanlığı Danışmanı Dr. İbrahim Sarıtaş ile Sanatçı Volkan Severcan’ın katıldığı etkinlikte, genç İKÇÜ’lüler sektöre dair son gelişmeleri öğrenme imkanına sahip oldu.Moderatörlüğünü Yrd. Doç.Dr.Buğra Kalkan’ın üstlendiği söyleşiyi; Rektör Prof.Dr.Galip Akhan, Rektör Yardımcısı Prof.Dr. Turan Gökçe, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof.Dr.İbrahim Attila Acar, Medya ve İletişim Bölümü Başkanı Doç.Dr. Murat Soydan, akademisyenler ile çok sayıda öğrenci takip etti. 


    Uluslararası Ödül Alan Filmlerin Tamamı Bakanlık Destekli Filmler


    Sinemaya, Bakanlığın verdiği destekleri rakamsal verilerle ortaya koyan Kültür ve Turizm Bakanlığı Danışmanı Dr. İbrahim Sarıtaş, özellikle 2005 yılından sonra çıkarılan kanunla birlikte Türk Sinemasının yükselişe geçtiğini kaydetti. Dr.Sarıtaş, “2005 yılına kadar sinema yapımları, senaryolar, belgeseller devletten destek almıyordu. 2005 yılında çıkarılan kanunun ardından oluşturulan sinema kurulu ile birlikte sinemaya mali destekler kazandırılmaya başlandı.  Şimdiye kadar toplam 332 filme 88 milyon TL’lik mali destek verildi. 2014 yılının rakamlarına bakacak olursak;  uzun metrajlı 50 filme yirmi bir buçuk milyon TL’lik destek verildi. 2014 yılında çıkan, 108 filmden 34’ü Bakanlık destekli filmlerdir. Uluslararası ödül alan filmlerin tamamı bakanlık destekli filmler. Bu açıdan Bakanlık olarak çok mutluyuz” diye konuştu.


    Bu Destek Filmler İçin Ciddi Bir Can Suyu


    Destekleme Kurulu hakkında bilgi de veren Dr.Sarıtaş, “Sanatçı arkadaşlarımızın içinde bulunduğu meslek birliklerimizin kendi içlerinde seçtiği sanatçılardan oluşan bu kurul, yılda iki kere hangi filmlere destek verileceğine dair karar veriyor. Sinema destekleme yasasından sonra, uzun metrajlı filmlere yapım öncesi ve ya sonrası desteklerimiz var. Verilen destek de projenin yüzde 40’ına yakın bir rakama denk geliyor. Bu destek filmler için ciddi bir can suyu” dedi. 


    "Türk Seyircisi Yerli Filmi Tercih Ediyor"


    Türk Sinemasına olan ilginin her geçen gün arttığını, bunun da sektör açısından sevindirici bir gelişme olduğunu kaydeden Dr.Sarıtaş, “Sinema izleyicisi sayımız 60 milyona ulaştı. Avrupa’da ilk dörtteyiz. Türk seyircisi yüzde 58 oranında yerli yapımları tercih ediyor. Bu konuda da Avrupa birincisiyiz. Bu süreçte İletişim fakültelerimizin desteği de çok önemli. Çünkü uzun vadede daha da gelişecek bir sektörden bahsediyoruz” diye konuştu.


    Ölmek üzere olan sinema canlandı           


    Sanatçı Volkan Severcan ise Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından son 10 yıldır sinemaya verilen desteklerin sektörü canlandırdığını belirterek, bu gelişmelerin sinema adına  memnuniyet verici olduğunu kaydetti.  Sanatçı Severcan,  “Kurgu filmden, kısa filme, ilk kez yönetmenlik yapan gençlere kadar önemli destekler sağlanıyor. Bu destekler sayesinde, ölmek üzere olan bir sektör, bu önemli kültür, sanat aracı yeniden canlandırılmıştır” dedi. 


    "Galaksideki Tüm Haklarımızı Yapımcıya Teslim Ediyoruz"


    Bir oyuncu olarak TV sektörünü değerlendiren Sanatçı Volkan Severcan,  telifle ilgili sıkıntılarının devam ettiğini, bir oyuncu olarak yaşadıkları sıkıntıların giderilmesine olan inancını kaybetmediğini ifade etti. Severcan, telif hakkıyla ilgili şöyle konuştu: “Oyuncular olarak bir film çekeceksek eğer önümüze bir kontrat geliyor. Kontrata göre film çekilmeden önce bütün haklarımızı, sadece bu ülkedeki değil; dünyada, uzayda, hatta galaksideki tüm haklarımızı yapımcıya devrediyoruz. Daha sonrası için hiçbir hak talep edemiyoruz.  Buna karşı çıktığınızda yapımcı başka alternatiflere geçiyor. Biz sanat eseri tamamlanmadan tüm haklarımızı devretmiş oluyoruz. Aslında tamamlanmış bir eserin telif hakkı olabilir. Bu, hukuken geçersiz bir kontrat haline geliyor.  Gelin görün ki bunu Türkiye’de uygulayabilecek mahkeme sayısı son derece az. Siz bu hakkınız peşine düşüp ben hakkımı arayayım, mahkemeye vereyim derseniz de; diğer yapımcılar bir araya geliyorlar. Böylece sizi herhangi bir şekilde TV’ye, sinema dünyasının içinden yakınından ötesinden geçirmez hale getiriyorlar” 


    "Tekrar Yayınlanan Bölümler Yüzünden Yeni Role Geçemiyoruz"


    Bir oyuncu olarak tekrar tekrar yayımlanan bölümlerin diğer rollere geçişinde sorun yaşattığını belirten Sanatçı Severcan, yeni bir role geçmek için TV’de yayımlanan herhangi bir karakterinizin olmaması gerektiğini vurguladı. Severcan, “Çiçek Taksi’de 240 bölüm oynadım. Ayrıldım. Sonra dizi günlük dizi haline geldi. Başka bir kanal aldı ve  her gün tekrar tekrar yayınlamaya başladı. Şimdi bir aktör olarak TV’de varsanız, eğer rolünüz varsa, diğer prodüktörlerin tercih ettiği bir aktör olmuyorsunuz. Çünkü bir rolle bütünleşiyorsunuz.  Çocuklar Duymasında’da ‘Zero Tuna’ karakteriyle beni hafızalarınızda canlandırıyorsunuz. Bu dizinin de tekrarları dönüyor. Bir aktör olarak araya bir iki sene koymak mecburiyetinde kalıyoruz ki; seyirci bizi unutsun ve yeni role hazır hissetsin. Yoksa diğer rolle eşleştirme oluyor. Öte yandan sizin para almadığınız bir şey tekrar tekrar yayınlanıyor ve siz de bir oyuncu olarak hayatınıza devam etmek zorundasınız.  Sektörel olarak bizim yaşadığımız en büyük sıkıntılardan biri bu. İnşallah bunun yakın bir süreçte çözümleneceğini umut ediyoruz” dedi.

  • DEVAMINI OKUYUN
    465 Gün Önce
    '100 Yıl Sonra Çanakkale' Saygıyla Anıldı.

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi tarafından Çanakkale Zaferi’nin 100.yıldönümü vesilesiyle düzenlenen etkinlikte Çanakkale Zaferi tüm boyutlarıyla ele alındı. Düzenlenen etkinliğin sonunda gerçekleştirilen Çanakkale temalı konser ise duygu dolu anların yaşanmasına neden oldu.


    Etkinliği İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Galip Akhan, Rektör Yardımcısı Prof.Dr. Saffet Köse, Dekanlar, Tarih Bölüm Başkanı Prof.Dr.Levent Kayapınar, Balkan Dilleri Bölüm Başkanı Prof.Dr.Ayşe Kayapınar, Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Doç.Dr.Özer Küpeli, Medya İletişim Bölüm Başkanı Doç.Dr.Murat Soydan, Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı Yrd.Doç.Dr.Ünal Şenel, akademik ve idari personelin yanı sıra çok sayıda öğrenci takip etti.


    Moderatörlüğünü İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof.Dr.Turan Gökçe’nin üstlendiği panele;  Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof.Dr.Fazıl Gökçek ile  Ege Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bölüm Başkanı Doç.Dr.Hasan Mert konuşmacı olarak katıldı.


    “Çanakkale, Dünya Tarihinin de Akışını Değiştirmiştir”


    “Fotoğraflarla Çanakkale” sergisinin ardından panelin açış konuşmasını yapan Rektör Prof.Dr. Galip Akhan, Çanakkale Zaferi’nin, birliğin, beraberliğin, azmin, umudun, inancın  adı olduğunu kaydetti. Rektör Prof.Dr.Akhan, “Çanakkale, sadece tarihimizin değil; dünya tarihinin de akışına yön vermiştir. Bu zafer, dönemin ezilmiş, sömürge haline getirilmiş milletleri için yeni bir umut ışığı olan bir mihenk taşıdır. Kısacık ömürlerine dünya tarihinin çok büyük mücadelelerini sığdırmış eşsiz kahramanlarımızı, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere aziz şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz” dedi.


    “Mehmetçiğimizin Yemeği Sadece Böcekli Baklaydı”


    Siperin arkasındaki Çanakkale’yi gerçek hayat hikâyeleriyle aktaran Doç.Dr.Hasan Mert, Çanakkale Zaferi’ne ait birçok kahramanlık hikayelerinin dinlendiğini, okunduğunu, bizi biz yapan değerlerin unutulmaması gerektiğini ifade etti. Doç.Dr.Mert Çanakale’nin bilinmeyen yönlerini şöyle aktardı: “Siz zannediyorsunuz ki Çanakkale’deki Mehmetçik sadece düşman kurşunuyla ya da top mermisiyle şehit oldu. Bazı zamanlarda sel sularıyla, yıkıntıların altında kalarak veya hastalıklar yüzünden de şehit olmuşlardır. Askerler öldürücü kurşunlardan kendilerini korumak için siperler kazıyorlardı. Ancak sonbaharın sağanak yağmurları sel olup önüne ne gelirse sürükleyip götürüyordu. Sel sularıyla dolan siperlerdeki birçok askerimizin bu şekilde hayatını kaybettikleri de aktarılır. Atılan top mermilerinin adedi binlerle ifade edilirken, bu mermilerin ağırlıkları yedi yüz kilograma kadar artmaktaydı. Böyle bir mermi de düştüğü yerde ayakta ya da canlı hiçbir şey bırakmıyordu. Ne siperler ne de duvarın ardında gizlenmek hayatta kalmak için yeterli değildi. Ayrıca yemek ve su gibi hayati konularda askerimiz cephede büyük sıkıntılar yaşadı. Yemekleri sadece böcekli baklaydı. İçtikleri su, kuyudan çıkardıkları kireçli sulardı. Öte yandan su meselesi hayati bir meseleye dönüştü. Su sıkıntısı olan askerimizin su kaynaklarına yöneleceğini bilen düşman askerleri bu durumu lehlerine çevirerek bombalı saldırılar düzenliyorlardı.”


    “Çanakkale Deyince Mehmet Âkif’in Eserleri Akla Gelir”


    Çanakkale Savaşlarının edebiyat dünyamıza yansımalarını ele alan Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof.Dr.Fazıl Gökçek, Âkif’in şiiri Çanakkale’ye ne getirdi? Çanakkale  Savaşları Âkif’in şiir dünyasına nasıl yansıdı? gibi iki noktayı irdeledi. Prof.Dr.Fazıl Gökçek, Çanakkale deyince akla ilk gelen edebiyatçının Mehmet Âkif olduğunu ifade etti. Prof.Dr.Gökçek, “Çanakkale, edebiyatımıza layıkıyla yansıtılamamıştır. Oranın ruhunu eserlerine yansıtmaları için bir takım şairler, edebiyatçılar Çanakkale’ye gönderilmiştir. Nitekim o dönemin edebi hayatında sayı bakımından az olmayan şiirlerin yayımlandığını görüyoruz. Ama bunlar edebi açıdan etkili eserler olamamıştır. Bugün Çanakkale deyince,  cepheye gitmeyen şairlerden biri olan Mehmet Âkif’i hatırlıyoruz.  Çanakkale ilgili anlatımlarda mutlaka Mehmet Âkif’in eserlerinden aktarımlarda bulunuyoruz.   Bu gibi tarihî hadiseler edebiyatıyla birlikte var olurlar. Çanakkale’yi yaşatan şairimiz Âkif’tir” dedi.


    “Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucu Kadrosunu Çanakkale Şekillendirdi”


    Paneli yöneten Rektör Yardımcısı Prof.Dr.Turan Gökçe de insanlık tarihinde destanlara sahip olan millet sayısının çok fazla olmadığını vurguladı. Tarihimizin destanlarla dolu olduğunu belirten Prof.Dr. Gökçe, “Tabii ki her destanın bir arka planı vardır. Her bir destan acılarla doludur. Çanakkale de bunlardan biridir. Çanakkale zaferini kahramanca mücadelesiyle ortaya koyan 250 binin üzerinde şehit ve çok sayıda gazisi ise, aynı zamanda destanlaştıran da Mehmet Âkif’tir. İstiklâl Marşı’nı yazdıran İstiklâl Harbi’ne inanç zemini oluşturan Çanakkale destanıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu kadrosunu şekillendiren yine bu destandır” şeklinde konuştu.


    Etkinliğin sonunda İKÇÜ Müzik Bölümü öğretim görevlisi Mücahit Yalçın Öztüfekçi ve konuk öğretim görevlisi sanatçılarının sunduğu Çanakkale temalı eserler duygu dolu dakikalar yaşattı.


     

  • DEVAMINI OKUYUN
    592 Gün Önce
    Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Öğrencileriyle Buluştu

    2014-2015 akademik yılında ilk kez Felsefe, Medya ve İletişim, Sosyoloji ve Tarih bölümlerine öğrenci alan Fakültemiz, düzenlenen toplantı ve kokteylde öğrencileriyle bir araya geldi.


    Öğrencilerin yoğun ilgi gösterdiği etkinlik, Fakültemiz Müzik Bölümü Öğretim Görevlisi Mücahit Yalçın Öztüfekçi ve Arş. Gör. Cem Çırak tarafından icra edilen müzik dinletisi ile başladı.


    Ardından Dekanımız Prof. Dr. Turan Gökçe, öğrencilerimizle buluşmaktan duyduğumuz heyecanı dile getirerek, fakültemizin vizyonu, akademik yapısı ve olanakları hakkında bilgi verdi. Tarih Bölüm Başkanımız Prof. Dr. Levent Kayapınar, Medya ve İletişim Bölüm Başkanımız Doç. Dr. Murat Soydan, Felsefe Bölüm Başkanımız Doç. Dr. Aydın Işık ve Sosyoloji Bölüm Başkanımız Doç. Dr. Osman Konuk öğrencilerimize bölümlerimizin amaçlarını ve eğitim anlayışını aktardı. 


    Program, öğrencilerin bölüm öğretim üyeleriyle bir araya geldiği ve sohbet ettiği kokteylle sona erdi.


    Öğrencilerimize, eğitim ve öğretim hayatında başarılar diliyoruz.





     

  • DEVAMINI OKUYUN
    602 Gün Önce
    İKÇÜ TÖMER Kıtaları Buluşturuyor.

    KÂTİP ÇELEBİ’DE TÖMER ÇOŞKUSU


    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Türkçe Öğretimi Uygulama ve Araştırma Merkezi (TÖMER) İKÇÜ Sürekli Eğitim Merkezi bünyesinde eğitime başladı.


    Eğitim hayatına merhaba diyen İKÇÜ TÖMER’in açılışına Rektör Prof. Dr. Galip Akhan, Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Turan Gökçe, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) İzmir Koordinatörü Dr.Fırat Yaldız, İKÇÜ Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı Yrd.Doç.Dr.Ünal Şenel, çok sayıda öğretim üyesi ve yurt dışından gelen öğrenciler katıldı.


    “Her insan bir kitap gibi…”


    Ülkelerinin mahalli kıyafetleri ve bayraklarıyla törene renk katan öğrencilere seslenen Rektör Prof. Dr. Galip Akhan,  henüz 4 yıllık genç bir üniversite olarak uluslararası üniversite olma yolunda önemli adımlar attıklarını TÖMER’in de bunlardan biri olduğunu kaydetti. Farklı kültürlerin aynı platformlarda bir araya gelmesinin kültürel bir renklilik kattığını söyleyen Prof.Dr.Akhan, yurt dışı seyahatlerinden örnekler verdi. Prof.Dr. Akhan, “ Farklı kültürlerle bir arada olmak, değişik davranışları görmek bence dünyanın en büyük zenginliklerinden bir tanesi. Seyahatlerimden her tanıştığım insanın bir kitap kadar değerli olduğunu anladım. Yurt dışı seyahatlerim  bana çok şey kattı” dedi.


    İzmir’den dünya barışına katkı


    İKÇÜ’de dünyanın tüm kültür mozaiğini buluşturan rengarenk bir kampüs yaratma arzusunda olduklarını kaydeden Rektör Prof.Dr.Akhan, “Kampüsümüzde Afrika’dan, Asya’dan, dünyanın farklı kıtalarından gelen öğrencileri bir arada görünce çok mutlu oluyorum. Bu törende de çok duygulandım. Çünkü hayallerimiz gerçek oluyor. İnşallah birkaç yıl içinde kampüsümüz de bu kadar renkli ve çok kültürlü olur. Bunun dünya barışına da değer katacağına inanıyorum. Başta Türkçe konuşurken tereddüt ettim ama gördüm ki öğrencilerimiz gayet güzel Türkçe konuşuyor. Umuyorum bu Türkçeleri de burada daha da ilerleyecek. Avrasya’nın kilit noktasında bulunan Türkiye’nin üçüncü büyük şehri İzmir’de kurulmuş olan Merkezimiz, genç ve dinamik kadrosuyla kökleri tarihin derinliklerine uzanan, geniş bir coğrafyada konuşulan zengin dünya dillerinden biri olan Türkçemizi öğrenmek ve bu sayede kültür deryamıza girmek isteyen herkesi beklemektedir ” dedi.


    “Türkçe ’ye olan ilgi arttı”


    İKÇÜ-TÖMER hakkında bilgi veren Prof. Dr. Turan Gökçe de merkezlerinin Türkiye’nin ve Türk kültürünün tanıtımında, başta İzmir olmak üzere tüm Türkiye’de ve dünyada seçkin, saygın ve örnek bir kurum olacağını söyledi. Türkiye’nin hızlı bir büyüme kaydetmesi, bölgesel bir güç olmanın ötesinde küresel etkisini de arttıran bir ülke olduğunu belirten Prof.Dr.Gökçe, “Bunun doğal yansıması olarak her geçen gün Türkçeye olan ilgi de arttı. Ticaret başta olmak üzere, çeşitli vesilelerle Türkiye ile ilgili proje geliştiren ve Türkçe öğrenme ihtiyacı hisseden yabancılara verilecek olan dil eğitimi de İKÇÜ-TÖMER’in görev kapsamında değerlendirilmektedir. Türkiye’nin üçüncü büyük şehri konumunda bulunan İzmir’in her geçen gün daha çok yabancıyı bünyesinde barındıran bir şehir haline gelmesi, yakın gelecekte daha da büyüyecek olması, yabancılara Türkçe öğretimi alanındaki çalışmalara hız verilmesini gerekli kılmaktadır” diye konuştu.


    “Türk dünyasında Türkiye Türkçesi ortak bir dil olacak”


    Prof.Dr.Gökçe merkezde, Moldova, Etiyopya, Somali, Kazakistan, Ruanda, Kenya, Sudan, Suudi Arabistan, Filistin, Pakistan, Hindistan, Gana, Liberya ve Eritre olmak üzere toplam 19 öğrenci ayrıca Yunanistan’dan Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Türk-İslam Arkeolojisi Bölümü Türk-İslam Arkeolojisi Anabilim Dalı’nda yüksek yapacak olan bir öğrencimiz bulunduğu bilgisini verdi. Prof.Dr.Gökçe, “TÖMER ülkemizin tarihî ve kültürel zenginlikleriyle doğru tanıtılmasına katkıda bulunmayı da hedeflemektedir. Türk devlet ve akraba topluluklara mensup olan soydaşlarımızın sadece görecekleri lisans ya da lisansüstü eğitimleri için değil, Türk dünyasında Türkiye Türkçesi ile ortak bir dil ile konuşarak anlaşabilecekler” dedi.


    “İKÇÜ TÖMER’in büyük başarısı”


    Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı İzmir Bölge Koordinatörü Dr.Fırat Yaldız ise öğrencilerin 2 hafta gibi kısa zamanda kendilerini Türkçe ifade edebilmelerinin Kâtip Çelebi TÖMER adına büyük bir başarı olduğunu ve gelinen bu noktanın İzmir için de hızlı bir başlangıç olduğunu vurguladı. Yaldız ayrıca öğrencilerin Türkçe'yi öğrenirken kendi kültür zenginliklerini yansıtmalarının da çok anlamlı olduğunu,Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı'nın misyonuyla da örtüştüğünü dile getirdi.


    Tören Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi öğretim elemanları Öğr. Gör. Mücahit Yalçın Öztüfekçi ve Arş. Gör. Cem Çırak’ın Türk müziğinden sundukları örneklerle son buldu.


  • DEVAMINI OKUYUN
    717 Gün Önce
    "Sosyal Bilimlerde Sınırları Kaldırdık"

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Turan Gökçe, bu yıl Medya ve İletişim, Tarih, Sosyoloji ve Felsefe bölümlerine lisans öğrencisi alacaklarını ve öğrencilere fakülte bünyesindeki 13 farklı bölümde yan dal ve çift ana dal yapma imkânı sunacakları müjdesini verdi.


    İzmir’in yeni devlet üniversitesi İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi bünyesinde kurulan Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi, bu yıl ilk kez dört bölüme lisans öğrencisi kabul ediyor. Fakültede 2014-2015 akademik yılında Tarih, Medya ve İletişim, Sosyoloji ve Felsefe bölümlerinde lisans eğitimi başlayacak.


    Fakülte hakkında bilgi veren Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Turan Gökçe, diğer üniversitelerde ayrı fakültelerde faaliyet gösteren çok sayıda bölümü aynı çatı altında birleştirerek bir farklılık ortaya koyduklarına işaret etti. Dekan Gökçe, öğrencilerin sosyal bilimlere ilişkin zengin bir ders havuzundan faydalanabileceğini, böylece öğrencilere farklı alanlarda çift ana dal ve yan dal yapma imkânı sunacaklarını vurguladı.


    Balkan Dilleri, Bilgi ve Belge Yönetimi, Coğrafya, Felsefe, İngiliz Dili ve Edebiyatı, Medya ve İletişim, Psikoloji, Sosyoloji, Tarih, Türk Dili ve Edebiyatı, Türk-İslâm Arkeolojisi, Güzel Sanatlar ve Müzik bölümlerinden oluşan fakültede ilk etapta dört bölümde lisans eğitiminin başlayacağını aktaran Dekan Prof.Dr.Gökçe, önümüzdeki yıllarda ise kademeli olarak tüm bölümlerin aktif hale getirileceğini kaydetti.


    “İhtiyaçları Göz Önünde Bulunduran, Güncel Programlar


    Sosyal bilim alanlarında yeterince ortak zemin oluşturulamayan benzer fakültelere rağmen disiplinler arası işbirliği ile sosyal ve beşeri bilim alanlarındaki sınırların kaldırıldığı bir akademik yapı inşa ettiklerine işaret eden Dekan Gökçe, bölümlerin lisans programlarının ilk yılında mümkün olduğu kadar ortak bir program uygulanacağını söyledi.


    “Öğrenciye Seçme İmkânı Veren Bir Bölüm: Medya ve İletişim”


    Bu yıl öğrenci kabul eden Medya ve İletişim Bölümü’nün öğrencilere pek çok avantaj sağladığının altını çizen Dekan Gökçe, “İletişim fakültelerinde, öğrenciler hangi bölümü kazandıysa dört yıl boyunca o bölümde eğitim almak zorunda kalıyor. Oysa Medya ve İletişim Bölümü’nde öğrencilere ilgilerine göre seçme şansı sunuyoruz. İlk iki yıl aldıkları ortak derslerle gazetecilik, halkla ilişkiler, radyo televizyon ve sinema, görsel iletişim tasarımı gibi alanlar hakkında bilgi sahibi olan öğrenciler iki yılın sonunda derinleşmek istedikleri alanı bilinçli bir şekilde tercih ederek, kalan iki yılda bu doğrultuda dersler alacak ve atölyelerde uygulamalı eğitimler görecekler” diye konuştu.


    Böyle bir bölüm kurgularken, mevcut örnekleri ile ilgili bir akademik durum tespiti ile işe başladıklarını belirten Gökçe, sektörün önde gelen temsilcileri ile arama toplantıları yaparak, güncel insan kaynakları ihtiyacını belirlediklerini ifade etti.  Gökçe, yan dal uygulamasıyla, sosyal bilimlerin aynı çatı altında bulunan diğer alanlarından da yararlanma imkânına sahip olan öğrencilerin, teorik bilgi yanında ilgili sektörle işbirliği ortamında pratik tecrübeye sahip olarak mezun olacaklarını, bunun da mezuniyet sonrası istihdamda önemli avantaj sağlayacağını belirtti. 20 kişilik kontenjanla öğretim üyesi başına düşen az sayıda öğrenciye etkin akademik danışmanlık verileceğine ve öğrencilerin önemli bir kısmının lisansüstü çalışmalara devam edecek donanımla mezun edileceğine dikkat çeken Prof.Dr. Gökçe, hedeflerinin Türkiye’nin önde gelen medya kuruluşları tarafından aranan özelliklere sahip gazeteci, halkla ilişkiler ve reklamcı, görsel iletişim tasarımcısı ve sinemacılar yetiştirmek olduğunu aktardı. 


    “Temel Alanlarda da İddialıyız”


    Alelacele açılan bir fakülte olmadıklarını önemle vurgulayan Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Turan Gökçe, her bir bölümde asgari düzeyde değil, ortalama standartlara uygun olarak akademik kadro çalışmalarını tamamladıktan sonra lisans ve lisansüstü programlar açmayı ilke edindiklerini söyledi. İlk etapta 2013-2014 öğretim yılında akademik kadro yeterliliğini sağladıkları Tarih ve Felsefe bölümlerinde Yüksek Lisans programlarıyla eğitime başlamayı tercih ettiklerini hatırlatan Gökçe, bunu lisans ağırlıklı bir fakülte olmaktan çok lisansüstü programlara öncelik veren, araştırma odaklı bir akademik yapı inşa projesinin yansıması olarak değerlendirdi.


    “İstihdam Sorunu Yaşamayan Sosyal Bilimciler”


    Dekan Gökçe konuya ilişkin şunları kaydetti: “Her biri 20’şer kişilik kontenjanla açılan, dört bölümde disiplinler arası işbirliğine dayalı bir zeminde uygulanacak olan programlar, Türkiye’nin ihtiyacı olan, dünya standartlarında donanıma sahip sosyal bilimciler yetiştirmeyi hedeflemektedir. Öğretim üyesi başına düşen az sayıda öğrenciye öğrenim süresi boyunca verilecek olan etkin akademik danışmanlıkla yönlendirilecek olan öğrenciler, zorunlu hazırlık ve % 30 İngilizce uygulamasıyla iyi İngilizce bilmenin yanında, uzmanlaşmaya karar verdiği alanla ilgili ikinci yabancı dil öğrenme şansına da sahip olacaklardır. Öğrencilerimiz, Türkiye’nin ihtiyacı olan öncelikli alanlarda iyi yetişmiş, aranan özelliklere sahip, istihdam sorunu ile karşılaşmayan sosyal bilimciler olacaklardır.”


    TÜBİTAK’tan 2000 TL’lik Burs


    TÜBİTAK bursuyla teşvik edilen başarılı öğrencileri beklediklerini vurgulayan Dekan Gökçe, sözlerini şöyle sürdürdü: “İlk defa öğrenci alacağımız 2014-2015 öğretim yılından itibaren başlatılan temel sosyal bilim alanlarını tercih edecek olan başarılı öğrencilere burs verilerek teşvik edilmeleri uygulaması hem istekli öğrencileri, hem de onlarla buluşmayı bekleyen bizleri heyecanlandırdı. Teşvik burslarından yararlanarak, bizi tercih edecek olan öğrenciler, araştırmaya odaklı bölümlerimizde, az sayıda lisans öğrencisinin alındığı sınıflarda özel yetiştirilme şansını yakalayacaklardır. Alanlarında tam donanımla mezun edilecek olan başarılı öğrencilerimiz, Türkiye’de ve yurt dışında açılan lisansüstü programlara kabul edilebilir nitelikte olacaklardır. Yükseköğrenim kariyer planlamasını sosyal bilimler alanında yapan öğrencilerimizi, ilk defa öğrenci alacak olan Medya ve İletişim, Tarih, Sosyoloji ve Felsefe bölümlerimize bekliyoruz.”




Başa Dön